Kayıtlar

2020 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

İçinden Çizgiroman Geçen Roman: Dup Dup Çedene

Resim
Atilla Atalay ve Sıdıka müstesna kişiler nazarımda. İlişkimiz, yılların ister istemez ayırdığı ve araya bir soğukluk girdiği farz edilen ama tekrar karşılaşıldığında küskünlüklerin, karşılıklı suçlamaların yaşanmadığı, unutuluşların sorgulanmadığı, kaldığı yerden devam eden dostluklar gibi. Yirmi yıl öncesinin hissiyatını yaratıp yaratamayacağının ürkekliğiyle bir türlü elime alamadığım, kitaplığımdaki taa Telos dönemi baskılarının bir denemesiydi birkaç ay önceki ‘Sıdıka’ yeniden okuması. Hayal kırıklığı yoktu. Genç bana nasıl hitap ettiyse olgunluğuma da o kadar iyi gelmişti... Sonra ikincisi geldi; DUP DUP ÇEDENE. Berserk’in ‘sert’ içeriği nedeniyle artık raflarda olamayan dördüncü sayısının peşinde kendimi karşısında bulduğum, sahaf rafından beş liraya çekip çıkardığım bir kitap. Hiç beklenmedik. Tamamen plansız. İlkinden sonra bu yeni kitaba daha bir hevesliyim sanki. Okuyorum. Gerçi benimki pek de okuma gibi değil, o kadar keyifli gidiyor ki hikayeleri tüketmek için zamana karşı

Kaybolan O Günler...

Resim
Uzun uzadıya yazmak, ballandıra ballandıra paylaşmak, bu sürecin zahmetine girmek zor ve gereksiz geliyor artık. Elli kişinin tıklayacağı – yirmi kişinin ‘scroll down’ yaparken göz ucuyla görsellerine bakacağı – beş kişininse sabredip sonuna kadar okuyacağı ve kimsenin tepki vermeyeceği uzunca bir yazı için saatlerini harcamanın makul bir yanı yok. O yüzden bir vakittir vazgeçmiştim bu israftan. Sanal ortamın her türlüsünü twitter tadında – karakter sayısı sınırlı olarak – yaşıyorum bir süredir, ‘Whatsapp’taki sohbet gruplarında bile. ‘Layk’lanmak peşindeki bir yeniyetmenin serzenişi değil bu. 'Kitle beni anlayamıyor!' ukalalığında ‘bir bilen’ ise hiç değilim, oldum olası nefret ettiğim ve oldum olası buna öykünenlerle dalaştığım bir psiko-kabadayılık rolüdür ‘bir bilen’lik. Oysa ki gayem gayet basit; ben birşey yazayım, birisi yanlışsın desin, bir diğeri şuna da baktın mı peki diye yorumu yapıştırsın, pası kanatlara taşısın, orta alanda düğümlenmiş oyunu açsın. Tatlı tatlı kon

Lütfen ye, Kurban Olayım...

Resim
Çeviride yerel motifleri ihmal etmeyelim derken azıcık abartıyor da olabilir miyiz acaba 😄

İçinden Çizgiroman Geçen Roman: Sıdıka

Resim
Birkaç gün önce aklıma düşürdü çizgiroman dostum sevgili Hayalkahvem. Atilla Atalay diye yazmış, son kitabından kendine dair kısacık bir anekdot aktarmıştı ve bu da Sıdıka'nın ilk sayfalarını çevirmeme giden sürecin fitilini tutuşturmuştu... Atilla Atalay üniversite yıllarımda kalmış bir yazar. Mizah dergilerinde 'Sıdıka' karakteriyle tanımıştım yazarı, sonra da kitaplarında o acıtan, kalp ağrıtan tarafına tanıklık etmiştim. Devamında da bir müptelalık hali hasıl olmuştu. Hemen hemen her seneye bir adet sığdırdığı o yeni kitabının hazırlık aşamasında olduğu haberinden raflardan çekip aldığım o sahiplenme  anına kadarki sürecini merakla takip eder olmuştum. Ki o yılların internet yoksunluğunu düşününce bu takip şimdiki gibi applikasyona birkaç kelime girmek şeklinde değildi; belirli bir seviyede merak, belirli bir düzeyde kulağı deliklik gerektiriyordu. Bazen derginin bir köşesinde kendine yer bulan bir müjde ya da gazetenin tekinin haftasonu kitap ekinde ufak bir h

Herif 😳

Resim
1985 senesinden kalma ROM'larımı okurken karşıma çıkan bir panel... Galactus'un üstten bakan, ziyadesiyle elit, karşısındakinin kendisini böcek gibi hissetmesine neden olan tavır ve söylemine taban tabana zıt bir konuşma balonu... Oysa Galactus'u ucundan kıyısından azıcık dahi tanıyan çizgiroman okuru bilir ki zat-ı alileri herhangi bir aşağılık canlıya herif diyecek kadar alçalmaz, gerekiyorsa yerine bunu söylemesi için hemen oracıkta yeni bir kozmik varlık vücuda getirir... Bunu da dönemin ruhuna uygun çeviriler heybemize katalım...

İçinden Çizgiroman Geçen Roman: Kıyamet Polisi

Resim
Kıyamet yaklaşıyor. Alegori değil bu kıyamet. Somut. Gerçek. Gününe, saatine kadar belli. Geri sayım sekmeden devam ediyor. Umut yok. Ve bu durum hikayenin arka planında kalan bir ayrıntı sadece. Sanırım ‘Kıyamet Polisi’ni ilginçleştiren de bu ayrıntıda bırakılamayacak kadar belirleyici mutlak gerçeğe 'rağmen' hali... Kıyamet yaklaşıyor, Maia geliyor. İlk fark edildiğinde teğet geçeceği söylenen o koca asteroidin günler geçtikçe çarpma olasılığı yükseliyor ve bir noktada mutlaklaşıyor. Bu da bilinen dünyanın sonu demek; insanlara söylenen insanlığın yarısının çarpışmayla ve sonrasında oluşacak ne kadar süreceği kestirilemeyen karanlıkla yok olacağı. Kimin ölüp kimin hayatta kalacağı belirsiz... Çarpışma olasılığı yükselirken insanların yönelimleri de değişiyor elbette. Kimi duada umut ararken, kimisi de dünyevi zevklerin, ertelenmişlerin peşine düşüyor. Kalan şu son birkaç ayda en masumundan en karanlığına arzularını gerçekleştirmek üzere insanlar işlerini bırakıyor

Sansar Diyorlardı Ona...

Resim
Sansar da neymiş!!! Bildiğiniz Wolverine yahu bu 😊

Hunk Parçalar!!!

Resim
Bilka'dan bir diğer inci: Hunk?!! Fena da olmamış hani 😋

Bayan Hulk 😉

Resim
Quasar için Kaşar ya da Juggernaut için Deniz Fıçısı gibi örnekleriyle, özgün isimler yaratma konusunda da ayrı bir yere konumlandırılmayı hak eden Bilka’nın She-Hulk yorumu da böyle olmuş...

Old Boy Dönemi 'Groucho'su ve Dördüncü Duvar...

Resim
Dylan Dog Old Boy dönemi… Müfettiş Bloch’un o hep diline pelesenk ettiği emekliliğine  nihayet   kavuşmasıyla, koltuğunu dolduran Carpenter’ın Dylan Dog’a şarlatan gözüyle bakmasıyla birlikte kahramanımız adına olumsuzlaşan koşullarla, Xabaras’ın yerini alan John Ghost gibi yeni karakterlerle ve değişen konjonktürle birlikte depresif, nevrotik ve değişim düşmanı Dylan Dog’un on yıllar sonraki yeniden doğuşu... 'Old Boy' olarak etiketlenmesiyle birlikte övgülerin de artması, Dylan Dog’a ‘şimdilik Maxi düzleminde kalmak koşuluyla da olsa’ dönmeme vesile oldu. Hikaye yapısında beklediğim - umduğum farklılaşmayı henüz deneyimleyemesem de Groucho'nun halihazırdaki absürt karakteri özelinde bambaşka bir duruma denk geldim... Bonelli ekolünde sadece Legs Weaver ile sınırlı olduğunu sanıyordum ancak Groucho da dördüncü duvarı aşabilen çizgi karakterler arasına girmiş... Gerçi bir sonraki karede 'çizgi roman temalı şakalar yapamayacak mıyız!' minvalinde bir l

Sevgim Seni Utandırdı mı?.. 😮

Resim
Kayıtsız kalınamayan bir öyküdür 'Kraven's Last Hunt'. Bu çok sert psikolojik gerilim, potansiyelinden beklenildiği üzere hızlıca okurların en beğendiği Örümcek Adam hikayelerinden birine dönüşür. Yazar DeMatteis'in, hikayenin ortaya çıkışını ve evrilmesini anlatan bir de sunuş yazısı bulunur o rijinal cildinde . Bu yazıdan öğreniriz ki DeMatteis söz konusu kurguyu Batman ve Joker arasında geçecek şekilde tasarlar ancak fikri DC'ye kabul ettiremez. Sonrasında da mezardan yeryüzüne yolunu açan Batman değil Örümcek Adam olur. Öyle güzel anlatılır, öyle güzel görselleştirilir ki o enfes kapağına rağmen Örümceğin mezardan çıkış panelleri kapaktan çok daha etkileyici gelir bana... 'Kraven's Last Hunt' macerası Bilka döneminde 'Tabut' adıyla yayımlanır. İşte bu sayfalardan efsane bir temas ve efsane bir monolog! Bu paneller Bilka Örümcek Adam Süper Cilt serisinin 79. sayısında yer almaktadır. Yıllar önce tutkulu bir 'Bilkasever

Hellingen'in Son Dönüşü

Resim
Fumetti aleminin nitelikli ve derinlikli kötüsü Hellingen'in başrolde olduğu altı sayılık uzun bir hikaye beklentisi olanlar... Kurgusunun her geçen sayıyla birlikte biraz daha keyifsizleşmesi nedeniyle seriyi 100’lü sayıların henüz başlarında bir yerlerde takip etmeyi bırakmış, sadece tavsiye edilen sayıları edinen (ki nedense bunlar hep Boselli imzalı metinler) bir okur olarak Hellingen’in geri dönüşüne denk gelecek 212. sayının geri sayımına neredeyse iki yıl önce başlamıştım, tıpkı bundan yıllar önce, ‘Kabus’un yayınlanacağı Klasik Maceralar cildindeki sabırsız bekleyişim ve günleri saymam gibi. Önyargı genelde olumsuz bir anlam taşır ama Hellingen’e karşı en olumlusundan önyargılıyım, bunu da kabul ediyorum. Efsanevi ‘Kabus’un başrolünde yer alan Hellingen’in o farklı aurasıyla her geri dönüşü bende ‘Acaba yeni bir ‘Kabus’ mu okuyacağım?’ beklentisini yaratıyor... Gerçi şimdiye kadar kimse Sclavi olamadı ya neyse... Kapağında Akronluları görünce insan is

Galyalı Hokuspokus...

Resim
Bembeyaz, kocaman bir sayfa düşünüyorum. Önce bunun üzerine küçüklü büyüklü paneller yerleştiriyorum kabaca. Nasıl tercih etmeli; dört sıra paneller mi olsun yoksa üç sıra mı? Ya da sütunlara mı bölsem her biri dikine bir panel olacak şekilde... Seçenek öyle bol ki! Hangisiyle en vurucu ve akıcı çizgi anlatımı elde edebilirim acaba! Zor karar... Sonra panellerin içine geliyor sıra; Açı tercihi, mekan, karakterlerin konumlandırılması, arka plan, konuşma balonlarının yerleşimi... Şimdilik hepsi gayet kabaca. Sırada hayal edilenin sketch olarak çizimi, devamında ince ince çinilenmesi, renklendirilmesi... Tüm adımların en maharetli ellerde, en üst adanmışlıkla gerçekleştirildiğini kabul ediyorum. O kadarcık da lüksümüz olsun, en azından hayal kurarken 😉 En nihayetinde o hayali çizgiroman sayfasına erişiyorum. Eviriyorum çeviriyorum bu sayfayı, görüyorum ki bu yine Uderzo stili bir Asteriks sayfasına dönüşmüş... Estetik anlayış, sayfa yerleşimi, panel tasarımı, arka plan detay

2020...

Resim
Sadece sağlık... Sıfır beklenti; sıfır hayal...