Hulk Arkabahçe Büyük bir dayatmayla karşı karşıya hissediyorum kendimi. Bir yandan coşmuş bir çizgiroman piyasasının önüme serdiği yeni kitaplar, diğer yanda forumdaki dostların üzerimde yarattığı itki beni elime sürekli yeni albümleri almaya zorluyor... Daha doğrusu zorluyordu... Yayınları çıkar çıkmaz alan az sayıdaki çizgiroman okuruna yapılması gereken güzelliklerin ya da gerçek çizgiroman okuruna sunulması gereken olanakların fuarlarda, depo boşaltmalarında vs. çizgiromanla hasbelkader alakalı ve alakasız insanlara verilmesine bozulduğum bir noktada ‘Yeter artık, banane piyasadan, banane yayıncıya destek olmaktan!’ diyerek rutin satınalmalarımı rölantiye aldım, yabancılara ve zamanında şans tanımadığım eski çok beğenilenlere yöneldim veee... İnanır mısınız çizgiroman okumaktan yeniden keyif almaya başladım! Zamanında almadığım Sin City müthiş bir lezzet bıraktı ağzımda. Üzerine, beklemekten yorulduğum bir noktada gidip orijinalini satın aldığım Old Man Logan ha...
Jim Starlin’in yazdığı, Jim Aparo’nun çizdiği ve Mike Decarlo’nun çinilediği ‘A Death In The Family’ en iyi Batman hikayeleri arasında her zaman kendine ilk 25’te yer bulan bir hikaye... Acaba neden? Jason Todd’un (Jason Todd, Dick Grayson’ın Robin’likten yaş haddinden dolayı emekli olmasından sonra ardıllığını üstlenen kişi) ölümünü anlatan dramatik bir öykü olması mıdır bunun sebebi? Ya da Jason Todd’un ihanetle sonlanan masumane arayışı mı? Yoksa bu affedilemez ihanete rağmen Jason Todd’un beklenmeyeni yapması mı (ya da bir kahramandan, bir şövalyeden bekleneni yapması mı)? Henüz bugünkü karizması oluşmamış, sıradan psikopat acımasız bir katil olarak gösterilen Joker mi? Dramatik öğelerin olabildiğince kullanılmasına rağmen hikaye vasatın ötesine geçemiyor. Entrika olmayınca dünyanın en büyük dedektifinin öyküsü sönük kalıyor. Hikayenin sıradanlığının yanısıra çizimlere baktığımda da Jim Aparo’nun bir miktar cimri davranmış olduğunu gördüm. O etkileyi...
'Oz Büyücüsü'nü sevmem aslında... Tamamen önyargısaldır bu uzak duruş, esasında ne Frank Baum’un çok satmış (ve halen satan) kitabını okumuşluğum vardır ne de Judy Garland’lı o meşhur müzikal uyarlamasını seyretmişliğim. Bunun temelinde de çeşitli bölümlerine denk geldiğim o film yatıyor zannımca. Müzikal filmleri sevmeyen birisi olarak sanki kitabının sayfalarını çevirdiğimde de notaları duyacakmış gibi hissediyorum. Bir de o kötü kostümler yok mu, özellikle de o teneke adam. Bünyeme nüfuz etmiş o kostümleri kitabı okurken düşünmemek, teneke adamın her bahsi geçtiğinde o huni geçirilmiş kafayı hatırlamamak mümkün mü? Lakin çizgiromanı müjdelendiğinde albüme dair herhangi bir önyargı oluşmadı bende, aksine merakla raflarda yeralacağı günü beklemeye başladım. Yılların önyargısından sıyrılabilmemin temelinde ise bu güzel albüm kapağı ve bilinçaltıma yerleşmiş tiplemeleri silip atacak bu sevimli karakterler yatıyordu... Ana hatlarıyla hikayeye aşina olmayan yoktur herhalde: A...
Temel Reis arabayı Superman'dan daha rahat kaldırıyor gibi =)
YanıtlaSilIspanak bu azizim, sarı güneşin yarattığı etkiye benzemez :)
YanıtlaSil